ICSI, yani sitoplazmik sperm enjeksiyonu, laboratuvarda bir sperm hücresinin doğrudan oositin içine enjekte edilmesiyle döllenmeyi sağlayan özel bir yöntemdir. 1990’larda, özellikle erkek faktörlü infertilite vakalarında çığır açan bir çözüm olarak hayatımıza girdi. Günümüze kadar da birçok merkez sperm parametrelerine bakmaksızın ICSI’yi IVF’e tercih etmeye başladı.
Dünya genelinde ICSI kullanımı büyük farklılıklar gösteriyor: Orta Doğu’da taze yardımcı üreme döngülerinin neredeyse tamamı ICSI’yle yapılırken, Latin Amerika’da bu oran yüzde 85’in üzerinde ve 2012’de Avrupa’da yaklaşık yüzde 70’ti (PMID:36233589; PMID:25602996). Yani her merkez ve bölge, kendi koşullarına ve kılavuzlarına göre karar veriyor.
Ancak ESHRE’nin (European Society of Human Reproduction and Embryology) Katkı Uygulamaları İyi Uygulama Önerileri’ne göre ICSI her zaman “ekstra” bir adım olarak görülmemeli.
Bazı ülkelerde, geri ödeme düzenlemeleri sperm analizi bozukluğu veya önceki döllenme başarısızlığı gibi net endikasyonlar olmadıkça ICSI uygulanmıyor; bu durumlarda yöntem standart kabul ediliyor. Öte yandan, hiçbir ayrım gözetmeksizin her vakada ICSI yapıldığında, ekstra maliyet hasta cephesinde bütçeyi zorlayabiliyor ve bu kullanım ek bir adım olarak değerlendirilmeli. Gerçek şu ki ICSI, laboratuvarda fazladan iş yükü yaratıyor, maliyeti artırıyor ve bazı çalışmalarda konvansiyonel IVF’e göre doğumsal anomalilerde hafif bir artış riski gösteriyor (PMID:22559061).
Son dönemde erkek faktörü olmayan infertil çiftlerde yapılan sistematik derleme ve meta-analizler (PMID:37348787), ICSI’nin döllenme oranlarını biraz yükseltmesine karşın canlı doğum oranlarını iyileştirmediğini gösteriyor. Bu da demek oluyor ki, bariz bir endikasyon yoksa ICSI’yi rutin kullanmak pek mantıklı değil.
Stimulasyona zayıf yanıt verip 1-3 oosit elde edilen kadınlarda, ICSI her oositi kurtarabilirmiş gibi görünebilir. Fakat geriye dönük yapılan büyük bir çalışmada, bir veya iki oosit toplanan vakalarda ICSI’nin total döllenme başarısızlığını engellemediği ve hatta konvansiyonel IVF’e kıyasla fertilizasyon başarı oranının daha düşük kaldığı gözlemlendi (PMID:40301138). Bir başka çalışmada ise 35 yaş üstü ve en fazla üç oosit toplanan kadınlarda ICSI, döllenme oranını artırsa da canlı doğum oranını ne transfer başına ne de toplamda iyileştiremedi (PMID:39542474).
Kadın yaşı ilerledikçe yumurta kalitesi de düşüyor; zona pellusida sertleşiyor, mitokondri fonksiyonu zayıflıyor. Kardeş oosit çalışmaları ICSI’nin yaşa bağlı bu döllenme engellerini aştığını gösterse de, nihai hedef olan canlı doğum oranlarında ICSI’nin bariz bir üstünlüğü yok. Yaşlı hasta grubunda, prefertilize edilen embriyolar benzer canlı doğum sonuçları veriyor. Dolayısıyla konvansiyonel IVF, yaş etkisi olan hastalarda hala ilk tercih olmaya devam ediyor.
Sınırda sayıda sperm ya da hafif azalmış motilite, konvansiyonel IVF’de döllenmeyi etkileyebiliyor. ICSI, en iyi görünümlü ve en hareketli spermi seçme avantajı sunsa da, yeni bir randomize kontrollü çalışma ICSI’nin canlı doğum oranını iyileştirmediğini ortaya koydu (33,8% vs 36,6%; düzeltilmiş RR 0,92; %95 CI 0,83–1,03; PMID:38330980). Yani sınırda semen parametreleri varsa ICSI düşünülebilir ama otomatik tercih edilmemeli.
Erkek faktörlü vakalarda, spermin tek başına döllenmeyi başaramadığı durumlarda ICSI esas yöntem olarak öneriliyor. Azoospermi, tamamen hareketsiz sperm (absolut asthenozoospermi) ve globozoospermi vakalarında ICSI mutlaka uygulanmalı; agir oligo-asteno-teratozoospermi ve yüksek sperm DNA fragmentasyonu durumlarında da tavsiye ediliyor. Sperm parametreleri orta düzeyde bozuk (örneğin izole teratozoospermi veya antispermi antikorları) olduğunda ise hem IVF hem ICSI benzer başarı sağlar.
Erkek faktörü olmayan çiftlerde genel olarak klasik IVF, canlı doğum oranlarında ICSI’den ya eşit ya da biraz daha iyi sonuç verir. Açıklanamayan infertilite, düşük yumurta yanıtı, ileri anne yaşı veya kalitesi azalmış oositlerde de ICSI’nin ek bir faydası gösterilmemiş; kardeş oosit çalışmaları IVF’i bir miktar önde tutuyor. Biyopsi gerektiren preimplantasyon genetik test (PGT) uygulamalarında da kontaminationi önlemek icin ICSI hâlâ tercih edilir. Tubal ligasyonlu kadınlarda da klasik IVF yeterli ve uygundur.
Sonuç olarak, fertilizasyon yöntemi seçimini her çiftin öyküsüne, test sonuçlarına ve önceki siklus deneyimlerine göre kişiselleştirmek en iyi yol. Çoğu vakada konvansiyonel IVF, hem maliyet hem iş akışı hem de güvenlik açısından öncelikli. ICSI ise sadece erkek faktörü infertilite, önceki fertilizasyon başarısızlığı veya yukarıda bahsedilen özel durumlar varlığında düşünülmeli. Böylece hastalar en iyi sonucu alırken gereksiz maliyet ve işlemlerden de kurtulmuş oluyor.